Hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.08.2012

Dizi: Once Upon a Time


Dizi ilk başladığı sıralarda izlenecek o kadar çok şey vardı ki, izlesem mi izlemesem mi karar veremiyordum ancak çok yakın arkadaşlarımdan hep iyi yorumlar gelmeye başlayınca merak ettim ve konusunu da araştırmamla, "tamam, bu dizi tam bana göre" dedim. Böylelikle Once Upon a Time macerası başladı.

Eğer diziyi izlemediyseniz ya da  dizi hakkında hiçbir bilgi edinmek istemiyorsanız, devamını okumayın yani SPOILER uyarısı:

23.04.2011

23 Nisan'da Çocuklara Benden Kısa Bir Hikaye

Bugün bir kısa hikaye yazdım, ne zamandır birşeyler yazacak vakit bulamıyordum ama sonunda tekrar birşeyler yazdım. Bir çocuk hikayesi yazmak geldi içimden, aslında bugünle bir alakası yok ama 23 Nisan'a da çok uydu, benden miniklere armağan olsun, umarım beğenirsiniz=)

KÜÇÜK DENİZ KABUĞU

O küçük, küçümencik bir deniz kabuğu. Yalnız, yapayalnız, denizin dibinde şarkı söylüyor tiz sesiyle. Tanıdık bir şarkı bu hani baharda söylenen, sıcacık güneşi iliklerinizde hissettirirken birden esen ılık rüzgarla sizi titreten... O şarkısını söylerken bir denizatı geçiyor yakınlardan, iz bırakıyor ardında, salına salına giderken. Küçük Deniz Kabuğu onun yerinde olmak istiyor, yerinden kımıldamak, tutkuyla hareket etmek, süzülmek istiyor; ama biliyor ki bu imkansız, o yalnızca dalgalar ona eşlik ederse hareket edebilir, bir yerlere gidebilir. Birden daha da yalnız hissediyor kendini, şarkı söylemeyi bırakıyor, sessizliği dinliyor. Sessizlik öyle bir sarıyor ki etrafını, üzülüyor yalnızlığına, hareketsizliğine, içini kaplayan soğukluğa. Birden bir hareketlenme oluyor ve bir balık sürüsü geçiyor üstünden, yavaş yavaş ama kararlılıkla. Sonra içlerinden en miniği, turuncu siyah bir balık Küçük Deniz Kabuğuna doğru geliyor, çevresinde bir tur atıyor ve durup ona bakıyor. Küçük Deniz Kabuğu kendisine merakla bakan Minik Balığa karşılık vermek istiyor ve başlıyor yine o tiz sesiyle şarkı söylemeye. Minik Balık eğiliyor ve Küçük Deniz Kabuğunu hareket ettiriyor, sonra onu kafasının üstüne alıyor, sürüye katılmak için hızla yüzüyor. O günden sonra Küçük Deniz Kabuğu ve Minik Balık denizin derinliklerinde hep birlikte dolaşıyorlar.


20.11.2010

Harry Potter ve Felsefe Taşı

Harry Potter ve Felsefe Taşı

Orijinal ismi: Harry Potter and the Philisopher's Stone
Yazar: J.K. Rowling
Çeviren:Ülkü Tamer
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Kapak tasarımı: Mary GrandPré
Tür: Fantastik
Seri: İlk kitap
Sayfa sayısı: 353

Arka kapak yazısı: Harry Potter sıradan bir çocuk olduğunu sanırken, bir baykuşun getirdiği mektuplarla hayatı değişir: Başvurmadığı halde Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'na kabul edilmiştir. Burada birbirinden ilginç dersler alır, iki arkadaşıyla birlikte maceradan maceraya koşar. Yaşayarak öğrendikleri sayesinde küçük yaşta becerikli bir büyücü olup çıkar.
J. K. Rowling'in zengin düşgücü, onu bebeğiyle yalnız yaşayan sıradan bir anneden, kitapları dünyada 100 milyondan fazla satan, 40'tan fazla dile çevrilen parlak bir yazara dönüştürdü. Kitapların artık "sanal" ortamda okunmaya başladığı bir çağda, Harry Potter genç kuşağı "gerçek" bir kitabın sayfaları arasında yepyeni bir dünyayı keşfetmenin heyecanıyla tanıştırdı.Harry Potter ve Felsefe Taşı'nın sinemaya uyarlanması bu heyecanı daha da artırdı.
Harry Potter'ın baş döndürücü "büyülü" dünyasına adım atmadan önce kemerlerinizi bağlayın!

Kapak Tasarımı: Bir kitap alırken en ilgi çekici yanlardan biri ona elimizi uzatmamızı sağlayan kapak tasarımıdır. Bu nedenle eleştirilerimi yaparken kapak tasarımlarından da bahsetmenin doğru olduğunu düşünüyorum. Harry Potter ve Felsefe Taşı'na gelince, ben kitaplarda daha çok kendine özgü bir çizgiye sahip tasarımcıların çizimleriyle renklendirilmiş kapakları seviyorum. Fotografik kapaklar günümüzde birçok kitapta daha fazla tercih ediliyor olsa da çizgilerle renklendirilmiş kitaplar benim açımdan daha ilgi çekici; özellikle de Fantastik türdeki kitaplarda. Harry Potter ve Felsefe Taşı'nın da işte böyle kendine has bir kapak tasarımı var, oldum olası bu klasik çizimler hoşuma gitmiştir. Doğrusu dört dörtlük bir tasarıma sahip olduğunu düşünüyorum. Aslında Harry Potter Serisi farklı kapaklarda da piyasaya sürülmüş durumda ama ben ülkemizde de piyasaya sürülen yukarıda resmi bulunan kitaba sahibim ve yorumumu tamamen onun üzerinden yapıyorum.

Yorumum: Harry Potter Serisi'nin ilk kitabı ülkemizde ilk çıktığı zamanda bu kitabı edinmiş bir solukta okumuştum ve sabırsızlıkla diğer kitapların çıkmasını beklemiştim. Daha sonra ikinci ve üçüncü kitapları da edindim ve bir solukta okudum ancak daha sonra devamını getiremedim. Şimdi Harry Potter hayranları nasıl olur diyecek, doğrusu hak veriyorum çünkü benim sonunu getirememem kesinlikle beğenmeme gibi bir nedenden değil daha çok araya giren başka kitaplar, daha sonra okurum, zaman çok gibi ertelemeler ve biraz da tembelliğim yüzünden oldu. İşte bu nedenle dünya Harry Potter fırtınası ile kasıp kavrulurken ben öyle uzaktan bakar oldum ve anca aklım başıma geldi; dur bi dakka dedim kendi kendime bu seriye tekrar başlayacaksın Güngör ve bu sefer sonunu getireceksin! İşte böyle, 1 hafta önce kitapçıya gittim, kitapları aldım(çünkü eskiler elimde değil) ve yeniden ilk kitabı okumaya başladım ve bugün bitirdim.  

Harry Potter ve Felsefe Taşı dil olarak gayet sürükleyici ve hafif, aslında bir oturuşta okuyabiliyorsunuz, isterseniz 2 günde bile kitabı bitirebilirsiniz. Hikaye öyle güzel bir dille aktarılıyor ki okurken zaman kavramını yitiriyorsunuz, kafanızın içinde oluşan dünyadan başka hiçbir şeyi görmüyorsunuz. Benim için bir roman okurken en önemli şeylerden biri işte bu; zihnimde okuduğum dünyayı canlandırabilmek. Harry Potter'da bunu yapabilmek çok kolay, işte bu yüzden filmlerinden de hep uzak durdum, en korktuğum şeylerden biri de zihnimde canlandırdığım o dünyanın birdenbire yıkılıvermesi, bu gerçekten çok üzer beni.

Karakterlere gelecek olursak, ilk kitap bize karakterler hakkında kesin yargılarda bulunmamıza olanak tanıyor, iyi ve kötünün devamlı sorgulandığı romanda karakterleri de buna göre ayırmaya başlıyoruz. Sanırım bu açıdan benim gibi birçok kişiyi de yanıltan en önemli karakter Snape olmuştur=) İşte tam burada kitabın sonunda Quirrell'in sözleri geliyor aklıma, "İyiyle kötü diye birşey yoktur, güç vardır sadece..." Bana Star Wars'u hatırlatan bu cümle çok hoşuma gidiyor, gerçekten üzerinde düşünülmeli iyi ve kötü kesin çizgilerle ayrılabilir mi diye=)

Quirrell demişken, aslında kitabın başından beri onda birşeyler olduğu belli ama Snape yanıltmacası onun tabii ki Voldemort'la olan bağlantısını anlayabilmemizi engelliyor. Snape bütün şüpheleri üstünde topladığından, Quirrell titrek, korkak bir profesör olmaktan öteye gidemiyor. Yine de o sarıktan ne çıkacağı büyük bir merak konusuydu benim için=))

Harry'nin arkadaşları Ron ve Hermione iyi bir üçlü oluştururken, gelecek kitaplarda bu üçlü arasında birşeyler olma ihtimali üzerinde gidip gelmekteyim=) Tamam ben de spoiler mağduru olmamak için direnenlerdenim ama sanırım şu filmler yüzünden bir kaç kare gördüm, neyse bu yorumlar için daha çok erken=))

Malfoy'a gelince aslında onun ezik bir karakter olduğunu düşünüyorum, şöyle güçlü bir tarafını görmedik hikaye boyunca ancak ben gelecek kitaplarda onunla ilgili daha önemli şeyler olabileceği ihtimaline eğırlık veriyorum. Bu açıdan kitabın başında ve sonunda sesini duyduğumuz Ginny de büyük bir merak konusu benim için =))

Romanın en hoşuma giden kısmı gerilimin iyi ayarlanmış olmasıydı, örneğin ifrit binaya girdiği zaman Harry, Ron ve Hermione gibi açıkçası benim de yüreğim ağzımdaydı=)) Bir de en önemlisi geçmişte olanlarla gelecekte olacaklar arasındaki bağlantının iyi kurulmuş olması yazarın zekâsını gösterir nitelikte; Ron'un satrançta iyi olması gibi. Bu ve bu gibi küçük ayrıntılar romanı zevkle okunur kılan etmenler.

Şimdi serinin ikinci kitabına başlamak için sabırsızlanıyorum doğrusu.

Puanlama: