16 Nisan 2011 Cumartesi

Yokyer - Neil Gaiman

Orijinal ismi: Neverwhere
Yazar: Neil Gaiman
Çeviren: Evrim Öncül
Yayınevi: İthaki
Tür: Fantastik
Sayfa sayısı: 371

Tanıtım Yazısı: Genç ve iyi kalpli Richard Mayhew'un sıradan hayatı, bir kaldırımda karşısına çıkan yaralı genç kızın hayatını kurtarmasıyla sonsuza dek değişir. Bu iyilik Richard'ı var olduğunu hayal bile etmediği bir dünyayla şehrin altındaki terk edilmiş Metro istasyonları ve kanalizasyonlarda gelişmiş karanlık bir yaşamla- tanıştırır. O artık, yarıklardan düşen insanların yaşadığı Aşağıtaraf'ın bir parçasıdır... ve eğer bildiği dünyaya dönmek istiyorsa, gölgelerin ve karanlığın, canavarların ve azizlerin, katillerin ve meleklerin şehrinde yaşamayı öğrenmek zorundadır...

Gaiman, basitçe söylemek gerekirse, hikâyelerin hazine evi gibi ve biz de ona sahip olduğumuz için şanslıyız...-Stephen King-

Kapak Tasarımı: Çok estetik. Aşağı Londra ve Yukarı Londra arasında bir yerlerde aslında Neil Gaiman'a benzettiğim, hikayenin baş kahramanı Richard Mayhew'ın  bir profili. Karanlık, gizemli, ilgi çekici. Hep söylüyorum, fotoğraf kapaklarından daha çok seviyorum çizimleri, bu kapağa da ba-yıl-dım!

Yorumum: Neil Gaiman benim en sevdiğim yazarlardan biridir, daha sonra burada da yorum yapmak, incelemek istediğim, çok sevdiğim Sandman serisiyle tanıdım kendisini. Yarattığı fantastik dünyalar, karakterler o kadar başarılı ki yapıtlarını okumaya doyamıyorum. Neyse Neil Gaiman inceleme yazısı olmadan bu hemen konumuza geri dönelim

Yokyer Londra hakkında bir yapıt. Böyle söyleyince sanki turistik bir kitabın tanıtımını yapıyormuşum gibi hissettim, o zaman hemen ekleyelim; Yokyer Londra mekanlarında geçen, fantastik bir dünyanın merkezi. Ayrıca biz Londra'yı iki şekilde görüyoruz bu hikayede; Aşağı Londra ve Yukarı Londra. Herşey Richard Mayhew'in bir gece yarısı Door isimli kızı sokak ortasında yatarken bulmasıyla başlıyor, bu olaydan sonra kendini öye bir dünyanın içinde buluyor ki, yaşadığı hayat tamamiyle alt üst oluyor. Gerisi için kitabı okumanızı tavsiye ederim=)

Neil Gaiman'ın yarattığı dünya en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş, müthiş detaylara sahip. Karakterler öyle gerçekçi ki, tuhaflıklarını garipsemiyor, onları her şekilde benimsiyorsunuz. Yalnız baş karakterimiz Richard'ı belki de sevmem gerekirken bir türlü sevemedim. Onun yerine benim favori karakterim, Marquis de Carabas oldu=) Kendinden emin, güçlü bir karakter Carabas, kesinlikle sevilesi=) Vandemar ve Croup ise unutulmazlar arasına girdi;)

Hikaye beklemediğim bir şekilde bitti ve açıkçası sonundan ben çok memnunum. Neil Gaiman daha önce
tv serisi olarak bu hikayeyi BBC için hazırlamış ve dizi yapılmış; oradakinden farklı olarak bir kaç detay varmış, ama genele sadık kalınmış. Hikaye bir açıdan devamı gelebilir nitelikte bitiyor ancak okuduklarıma göre Neil Gaiman bu fikre pek sıcak bakmıyormuş, yine de farklı bir şehirde geçen bir konsept hazırlayabileceğini de söylemiş. Ben devam fikrine karşı nötrüm açıkçası, hikaye çok güzel ve yerinde bitti ama devamı çıksa tabii ki hemen alır okurum=) Bu arada Gaiman'ın ülkemizde de yeni raflarda yerini alan Amerikan Tanrıları kitbı bu hikaye ile biraz bağlantılıymış. Bakalım onu da okumak lazım;)

Puanlama: 







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder