Bu fantastik seri Artemis Yayınları'ndan çıkacak. Fantastik serileri çok seven ben kitaplara da kapaklarına da bayıldım! Kesinlikle okumak lazım!
Fantastik Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fantastik Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17.04.2012
28.02.2012
Ne Okuyorum?
DEX Yayınları'nın facebook'taki %50 indirim fırsatından daha önce bahsetmiştim, işte ben de %50 indirim şifremi alır almaz D&R'a gittim ve çok istediğim Paranormal serisinin ikinci kitabını kaptım. Daha önce Kitap Günlüğü #33 videomda da bahsettiğim üzere elimdeki kitaba konsantre olamıyordum ve daha fazla kendimi zorlamayıp yeni bir kitaba geçmeye karar verdim ve bu kitaba başladım. Şimdi çok mutluyum, hikaye gerçekten çok güzel ilerliyor; Kiersten White'ın dilini ve Evie'yi çok özlemişim=))
6.01.2012
Okumayı Düşündüklerim
Yemin - Kimberly Derting
Tanıtım Yazısı: Ruhun beni sevecek kadar saf ve temiz mi?
Sasha babasının katilini bulmak istiyor. Ancak bunun için ruhunu Eryx’e satması gerekecek. Bu sırada onu çok büyük bir tehlikeye atan bir sır açığa çıkıyor. Sasha bir Anabo, yani Havva’nın kızı –ve Eryx’in en büyük düşmanı.
Yeryüzüne çakılı kalmış, cehennemden gelen bir ölümsüz olan Jax ise Mefisto Akdi’nde kurtuluşu arıyor: ancak ve ancak bir Anabo’nun aşkı ruhunu huzura kavuşturacak. Binlerce yıl sonra nihayet aradığı kızı buluyor: Sasha.
Eryx tehdidi üzerindeyken, Jax, Sasha’yı kurtarıp onun kalbini kazanabilecek mi? Sasha aşkına karşılık verip ölümlü hayatından vazgeçecek mi?
Ancak bir Havva kızının ruhu cehennemden gelen birini sevebilecek kadar saftır.
Ancak cehennemden gelen biri bu kadar ateşlidir.
Neden Okumak İstiyorum? Harika bir fantastik hikaye! Fantastik türü benim en sevdiğim türlerden biri ve bu kitabın konusunu okuduğum an "işte budur!" dedim. En yakın zamanda okumak istiyorum bu enfes hikayeyi!
Tanıtım Yazısı: Kurallar çiğnenmek içindir.
Burası Ludania, yaşam koşulları zor bir ülke. Toplum, katı sınıflara ayrılmış durumda ve her sınıf kendi dilini konuşmak zorunda. En küçük bir sınır ihlali, örneğin üst sınıfa mensup birinin gözlerine bakmak bile, anında idam sebebi.
On yedi yaşındaki Charlaina, küçüklüğünden beri her sınıfın dilini anlama yeteneğine sahip; ve bu yeteneğini kendini bildi bileli herkesten saklıyor. Kendini özgür hissettiği tek yer, artık birer uyuşturucu pazarına dönmüş yeraltı klüpleri. Buralarda insanlar baskıcı kurallardan sıyrılıp kısa süreliğine de olsa rahat bir nefes alabiliyorlar. İşte Charlaina da burada son derece çekici ve gizemli bir gençle tanışıyor, adı Max. Ve Max, daha önce Charlaina’nın hiç duymadığı bir dilde konuşuyor. Charlaina neredeyse sırrını açık etmek üzere.
Onu görer görmez çarpılsa da Max’in hangi tarafta olduğundan bir türlü emin olamıyor. Sık sık yinelenen acil durum tatbikatları birden gerçeğe dönüşüp de şiddet ve vahşet ülkede kol gezmeye başladığında Charlaina’nın yeteneğinin neye hizmet ettiği anlaşılıyor: ülkesini zalim bir rejimden kurtarmak.
Zamansız ve mekansız bir hikayeye sahip olan Yemin, sınıf gerçekliğini dil üzerinden sembolize ederek katı toplumsal ayrımlara dikkat çekiyor. Karanlık, soğuk ve katı rejimlerin toplumlar üzerindeki baskısını gösterişli ve sürükleyici bir macerayla betimliyor.
Neden Okumak İstiyorum? Kimberly Derting'in kitaplarının çok başarılı olduğunu bir süredir yabancı bloglarda okuyordum ve DEX'in bu kitabı çıkartacağını öğrendiğimde nasıl mutlu oldum anlatamam! Normalde fotoğraflı kapakları beğenmiyorum, hep diyorum, ama bu kapağa bayıldım! Belki de siyah oluşu, bilemiyorum çok hoşuma gitti. Kitabın konusu çok güzel, beni çok heyecanlandırdı, elimde ön okuması var bu gece başladım, yakında yorumunu yaparım.
Mefisto - Trinity Faegen
Sasha babasının katilini bulmak istiyor. Ancak bunun için ruhunu Eryx’e satması gerekecek. Bu sırada onu çok büyük bir tehlikeye atan bir sır açığa çıkıyor. Sasha bir Anabo, yani Havva’nın kızı –ve Eryx’in en büyük düşmanı.
Yeryüzüne çakılı kalmış, cehennemden gelen bir ölümsüz olan Jax ise Mefisto Akdi’nde kurtuluşu arıyor: ancak ve ancak bir Anabo’nun aşkı ruhunu huzura kavuşturacak. Binlerce yıl sonra nihayet aradığı kızı buluyor: Sasha.
Eryx tehdidi üzerindeyken, Jax, Sasha’yı kurtarıp onun kalbini kazanabilecek mi? Sasha aşkına karşılık verip ölümlü hayatından vazgeçecek mi?
Ancak bir Havva kızının ruhu cehennemden gelen birini sevebilecek kadar saftır.
Ancak cehennemden gelen biri bu kadar ateşlidir.
Neden Okumak İstiyorum? Harika bir fantastik hikaye! Fantastik türü benim en sevdiğim türlerden biri ve bu kitabın konusunu okuduğum an "işte budur!" dedim. En yakın zamanda okumak istiyorum bu enfes hikayeyi!
23.12.2011
Cam Ev (Morganville Vampirleri #1) - Rachel Caine
Orijinal ismi: Glass Houses (Morganville Vampires, Book 1)
Yazar: Rachel Caine
Çeviren: Yeliz Üslü
Yayınevi: Artemis
Tür: Gençlik romanı, fantastik
Seri: Birinci Kitap
Sayfa sayısı: 324
Tanıtım Yazısı: Okul arkadaşlarınızın yarattığı baskı vücudunuzdaki tüm kanı çekebilir.
Vampirler de öyle…
Morganville, Teksas’a hoş geldiniz. Hava karardıktan sonra evden çıkmayın deriz!
Morganville acayip karakterlerle dolu küçük bir üniversite kasabası. Fakat güneş battıktan sonra kötüler dışarı çıkıyor. Çünkü Morganville’de, en karanlık gölgelerin ardında pusuya yatmış bekleyen bir şeytan var -bu öyle bir şeytan ki, güpegündüz sokaklara dökülmek için fırsat kolluyor!
Kahramanımız Claire Denvers, cehennem azabından farksız yurt yaşantısından bıkıp usanmış genç bir kız. Popüleritesinden ödün vermeyen arkadaşları, okulun sosyal hiyerarşisindeki yerini unutmasına asla izin vermiyor. Ki sıfırın altında bir yer bu yer!
Haz etmediği kampüs yaşamından vazgeçtikten sonra kendine bir oda bulduğu o eski, heybetli malikane de aslında umduğu gibi bir yer değil galiba. Yeni ev arkadaşlarında hiçbir yaşam belirtisi yok. Ama kasabanın en derin sırlarından biri, taze kana susamış bir halde, sinsice ortaya çıktığında hepsi birden Claire’i koruyacak, o da başka bir mesele!
Kapak Tasarımı: Daha önce de söylediğim gibi üzerinde çizim olan kapakları daha çok seviyorum, fotoğralı kapaklardan ise nadiren beğendiklerim oluyor. Bu kapağı ise söylediğim nedenden ötürü pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim, tek hoşuma giden şey pembe "Cam Ev" yazısı oldu=)
Yorumum: Morganville Vampirleri'nin bu kitabı uzun zamandır kitaplığımdaydı ve sonunda okudum. Cam Ev oldukça heyecanlı bir serinin ilk kitabı ve vampirlerle dolu=)) İşte bu benim en sevdiğim konulardan biri, ne zamandır da vampirli bir kitap okumamıştım, bu kadar güzel bir kitaba da başlayınca bir solukta okudum ve bitti.
Kitap akıcı bir dile sahip ve başından itibaren sizi sarıyor, gerçekten elinizden düşürmeden kısa sürede okuyup bitirebileceğiniz ilgi çekici bir konuya sahip. Karakterler kendini kısa zamanda sevdiriyor ve hikayenin tümü tek bir kitapta bitmeyecek olduğunu hikayenin akışında gösteriyor.
Morganville Vampirleri gizemli ve pek de iyi diyemeyeceğimiz vampirler. Ana karakterlerimiz ise en az bu vampirler kadar gizemli. Hikaye hakkında fazla şey söylemek istemiyorum ama şu kadarını söyleyebilirim ki eğer elimde ikinci kitap olmasaydı meraktan çatlardım=) Hikaye öyle bir yerde bitiyor ki resmen ağzınız açık bakakalıyorsunuz kitaba=)
Ben çok uzun serilere aslında başlamayı sevmiyorum, uzadıkça konunun bir yerden sonra tekrarlamasından ya da sıkmasından korkuyorum ama bu seri hakkında çok güzel şeyler duymuştum ve dayanamayıp almıştım, iyi ki de almışım. Vampir hikayelerini sevenlere kesinlikle tavsiye ederim.
Puanlama:
23.09.2011
Esrarname - Ayfer Kafkas
Yazar: Ayfer Kafkas
Yayınevi: Timaş Yayınları
Tür: Fantastik Edebiyat
Sayfa sayısı: 302
Tanıtım Yazısı: YASAK İLMİN KİTABI: ESRARNAME
Bildiklerin, gördüklerinden ibaret ama her şeyi görüyor musun? İşte sana görmediklerini vaat ediyorum, iyice düşün, istiyor musun…
İranlı büyücü Tir-i Danende tarafından, yüzyıllar önce kaleme alınmış bir kitaptır Esrarname. İçindeki çeşitli büyü ve tılsımlarla sahibine sonsuz imkânlar sunan, ölümsüzlüğün kapısını aralayan, alabildiğine gizemli ve bir o kadar da tehlikeli bir kitap…
Esrarname’nin beraberinde getireceği karanlığın farkına varan âlimler, eseri ortadan kaldırmak için ne kadar emek sarf etseler de başaramaz, sadece ikiye bölebilirler.
18. yüzyıl Osmanlısına, Germiyan topraklarına kadar ulaşır Esrarname’nin parçaları. Kitabın bir yarısı Nagehan’dadır. Nagehan, Esrarname vasıtasıyla edindiği insanüstü güçleri iyilik adına kullanır, geceleri Esved ismiyle, kara kıyafetleriyle sokaklarda, halkın güvenliği için hırsızın haydudun peşine düşer. Esrarname’nin diğer yarısı ise Muntazar adlı bir büyücüdedir. Nagehan elindekini ne kadar insanlığın iyiliği için kullanmak istiyorsa; Muntazar da tam aksi yönde kara büyülerle uğraşmakta, ölümsüzlüğe ve sonsuz zenginliğe ulaşabilmek amacıyla kötü emellerine alet etmektedir kitabı.
Esved ve Muntazar arasındaki çarpışma günbegün yaklaştıkça, Tir-i Danende zamanından bu yana kitabın peşinde olan kötücül cin Asfar, Esrarname’nin iki yarısını da ele geçirebilmek için hem Nagehan’a hem Muntazar’a türlü oyunlar oynamaktan geri durmayacaktır.
İnce detaylarla bezeli tarihî dokusu, türlü gizem ve aksiyonla dolu kurgusuyla Esrarname, fantastik tarihî kurgu türünün hakkını başarıyla veriyor.
Yayınevi: Timaş Yayınları
Tür: Fantastik Edebiyat
Sayfa sayısı: 302
Tanıtım Yazısı: YASAK İLMİN KİTABI: ESRARNAME
Bildiklerin, gördüklerinden ibaret ama her şeyi görüyor musun? İşte sana görmediklerini vaat ediyorum, iyice düşün, istiyor musun…
İranlı büyücü Tir-i Danende tarafından, yüzyıllar önce kaleme alınmış bir kitaptır Esrarname. İçindeki çeşitli büyü ve tılsımlarla sahibine sonsuz imkânlar sunan, ölümsüzlüğün kapısını aralayan, alabildiğine gizemli ve bir o kadar da tehlikeli bir kitap…
Esrarname’nin beraberinde getireceği karanlığın farkına varan âlimler, eseri ortadan kaldırmak için ne kadar emek sarf etseler de başaramaz, sadece ikiye bölebilirler.
18. yüzyıl Osmanlısına, Germiyan topraklarına kadar ulaşır Esrarname’nin parçaları. Kitabın bir yarısı Nagehan’dadır. Nagehan, Esrarname vasıtasıyla edindiği insanüstü güçleri iyilik adına kullanır, geceleri Esved ismiyle, kara kıyafetleriyle sokaklarda, halkın güvenliği için hırsızın haydudun peşine düşer. Esrarname’nin diğer yarısı ise Muntazar adlı bir büyücüdedir. Nagehan elindekini ne kadar insanlığın iyiliği için kullanmak istiyorsa; Muntazar da tam aksi yönde kara büyülerle uğraşmakta, ölümsüzlüğe ve sonsuz zenginliğe ulaşabilmek amacıyla kötü emellerine alet etmektedir kitabı.
Esved ve Muntazar arasındaki çarpışma günbegün yaklaştıkça, Tir-i Danende zamanından bu yana kitabın peşinde olan kötücül cin Asfar, Esrarname’nin iki yarısını da ele geçirebilmek için hem Nagehan’a hem Muntazar’a türlü oyunlar oynamaktan geri durmayacaktır.
İnce detaylarla bezeli tarihî dokusu, türlü gizem ve aksiyonla dolu kurgusuyla Esrarname, fantastik tarihî kurgu türünün hakkını başarıyla veriyor.
Kapak Tasarımı: Kitabın kendisi gibi gizemi içinde barındırıyor. Fantastik bir eser için yerinde bir tasarım olmuş, çok beğendim.
Yorumum: Fantastik edebiyat eserlerini okumaktan çok zevk alıyorum, ama ne varki ülemizde bu alanda gerçekten iyi eserler bulmak zor. Ben bir süre önce elime geçmiş olan Esrarname'yi bitirir bitirmez işte bunu üşündüm, gerçekten böylesine başarılı eserlerin fantastik edebiyat türünde ülkemizde de verilebileceğini.
Ayfer Kafkas bu eserinde bizi 18. yüzyıla götürüyor, kutsal Esrarname'nin gizemi çevresinde dönen olaylar, sahipleri, sahip olmak isteyenleri ve bizlere özgü fantastik öğelerin de yardımıyla gizemli ve heyecanlı roman ortaya çıkarıyor.
Ayfer Kafkas öyle güzel betimlemelerle ve karakterlerle oluşturmuş ki bu romanı, bir an olsun elimden bırakamadım ve bu romanı okuduğum için gerçekten çok mutlu oldum. Eğer başarılı bir Türk yazardan iyi bir fantastik eser okumak isterseniz listenizin başına rahatlıkla koyabileceğiniz bir eser bu.
Puanlama:
4.06.2011
Septimus Heap (Birinci Kitap) Büyü - Angie Sage
Orijinal ismi: Septimus Heap Magyk
Yazar: Angie Sage
Çeviren: Ferhan Ertürk
Yayınevi: Altın Kitaplar
Tür: Fantastik
Sayfa sayısı: 431
Tanıtım Yazısı: Yedinci oğlun, yedinci oğlu Septimus Heap, doğduğu gece annesinin koynundan çalınır. Ebesi onun öldüğünü söyler. Aynı gece be-beğin babası Silas Heap karların üstünde kundağa sarılmış menekşe gözlü yeni doğmuş bir kız bebek bulur. Heapler bu yeni doğ-muş zavallı bebeğe Jenna adını verir ve onu kendi evlatları gibi büyütürler. Ama bu esrarengiz kız bebek kimdir ve sevgili oğulları Sep-timus’un başına gerçekten ne gelmiştir? Angie Sage’in büyüleyici yeni serisinin birinci kitabı olan Büyü okuyucuları garip karakterler, sihirler, iksirler ve tılsımlarla bezenmiş fantastik bir yolculuğa çıkarıyor. Zengin, duygusal ve ironik bir dille kaybolan ve sonra tekrar bulunan kimliklerin öyküsünü anlatıyor.
"Muhteşem" Clive Barker
Kapak Tasarımı: Fantastik bir kitaba uygun, parıltılı hoş bir kapak tasarımı var. Benden kesinlikle geçer not aldı=)
Yorumum: Septimus Heap akıcı bir dile sahip, sürükleyici, elinizden bırakamayacağınız bir fantastik roman. Ben Harry Potter benzeri (sadece büyücüler ve fantastik bir kitap olmasından ötürü) bulduğum bu romanı çok büyük bir keyifle okudum. Fantastik romanları zaten seviyorum ama insanı boğmayan, sıkmayan bir anlatıma sahipse daha da çok seviyorum. Septimus Heap'in hikayesi de aynen böyle; ayrtıntılar özenle ve dikkatle veriliyor, okuyucuyu bunaltacak detaylarla sürükleyiciliğini kaybetmiyor roman. Kitabın başından sonuna kadar gizem unsuru önemini kaybetmiyor ve keyifle neler olacağını tahmin etmeye çalışıyorsunuz. Sonuçta Septimus Heap ve büyücüler dünyası gerçekten içinde bulunmayı dileyeceğiniz bir dünya oluyor.
Ben kitapları (ilk 3 kitap) kütüphaneden ödünç aldım ama ilk kitabı bitirince keşke satın alsaymışım da dedim; kesinlikle kitaplığımda bulunmasını istediğim bir seri, Septimus Heap. Büyücüleri, Cadıları ve eğlenceli bir fantastik dünyanın içinde bulunmayı seviyorsanız kesinlikle size göre olduğunu söyleyebilirim.
Puanlama:
Yazar: Angie Sage
Çeviren: Ferhan Ertürk
Yayınevi: Altın Kitaplar
Tür: Fantastik
Sayfa sayısı: 431
Tanıtım Yazısı: Yedinci oğlun, yedinci oğlu Septimus Heap, doğduğu gece annesinin koynundan çalınır. Ebesi onun öldüğünü söyler. Aynı gece be-beğin babası Silas Heap karların üstünde kundağa sarılmış menekşe gözlü yeni doğmuş bir kız bebek bulur. Heapler bu yeni doğ-muş zavallı bebeğe Jenna adını verir ve onu kendi evlatları gibi büyütürler. Ama bu esrarengiz kız bebek kimdir ve sevgili oğulları Sep-timus’un başına gerçekten ne gelmiştir? Angie Sage’in büyüleyici yeni serisinin birinci kitabı olan Büyü okuyucuları garip karakterler, sihirler, iksirler ve tılsımlarla bezenmiş fantastik bir yolculuğa çıkarıyor. Zengin, duygusal ve ironik bir dille kaybolan ve sonra tekrar bulunan kimliklerin öyküsünü anlatıyor.
"Muhteşem" Clive Barker
Kapak Tasarımı: Fantastik bir kitaba uygun, parıltılı hoş bir kapak tasarımı var. Benden kesinlikle geçer not aldı=)
Yorumum: Septimus Heap akıcı bir dile sahip, sürükleyici, elinizden bırakamayacağınız bir fantastik roman. Ben Harry Potter benzeri (sadece büyücüler ve fantastik bir kitap olmasından ötürü) bulduğum bu romanı çok büyük bir keyifle okudum. Fantastik romanları zaten seviyorum ama insanı boğmayan, sıkmayan bir anlatıma sahipse daha da çok seviyorum. Septimus Heap'in hikayesi de aynen böyle; ayrtıntılar özenle ve dikkatle veriliyor, okuyucuyu bunaltacak detaylarla sürükleyiciliğini kaybetmiyor roman. Kitabın başından sonuna kadar gizem unsuru önemini kaybetmiyor ve keyifle neler olacağını tahmin etmeye çalışıyorsunuz. Sonuçta Septimus Heap ve büyücüler dünyası gerçekten içinde bulunmayı dileyeceğiniz bir dünya oluyor.
Ben kitapları (ilk 3 kitap) kütüphaneden ödünç aldım ama ilk kitabı bitirince keşke satın alsaymışım da dedim; kesinlikle kitaplığımda bulunmasını istediğim bir seri, Septimus Heap. Büyücüleri, Cadıları ve eğlenceli bir fantastik dünyanın içinde bulunmayı seviyorsanız kesinlikle size göre olduğunu söyleyebilirim.
Puanlama:
27.05.2011
Ne Okuyorum?
Septimus Heap'in ilk kitabı Büyü, beklediğimden çok daha iyi ve zevkli. Harry Potter Dünyası gibi okudukça daha da güzelleşen bir fantastik roman. Elimde kütüphaneden edindiğim ilk üç kitap var, kitapçılar da dördüncü kitabı da gördüm. Şu an 222. sayfadayım ve elimden bırakamıyorum=)
15.05.2011
Ölümsüz ve Çaresiz - Mary Janice Davidson
Orijinal ismi: Undead and Unappreciated
Yazar: Mary Janice Davidson
Çeviren: Zeynep Yeşiltuna
Yayınevi: Artemis Yayınları
Tür: Çik-lit, Fantastik
Sayfa sayısı: 235
Tanıtım Yazısı: Betsy, Ölümsüzler Kraliçesi olabilir ama hâlâ ayakkabı görünce gözü dönüyor! Vampirler kraliçesi Betsy Taylor, tüm isteksizliğiyle ölümsüzlerin alabora olmuş dünyasını yönetmeye devam ediyor. Ancak Betsy bu aralar, uzun zamandır kayıp bir kız kardeşe sahip olduğunu, dahası, kardeşinin şeytanın kızı olduğunu ve bir gün dünyayı yöneteceğini öğreniyor. Davidson’ın üçüncü Vampirler Kraliçesi kitabı tıpkı ilk ikisi gibi, yani Ölümsüz ve Bekâr ve Ölümsüz ve İşsiz gibi, hızlı, akıcı ve benzersiz bir tempoda ilerliyor. Betsy hâlâ ayakkabılara takık vaziyette, bu kez de zalim üvey annesi Ant’ın, 1986 yılında şeytan tarafından ele geçirildiğini ve o dönemde de Betsy’nin üvey kız kardeşi Laura’yı doğurduğunu keşfediyor. Yani kısacası, sonradan bir papaz tarafından evlatlık edinilen Laura aslında Şeytan Dölü.
Hepsi bu kadarla kalsa gene iyi: Tüyler ürpertici Ölümsüzler Kitabı’nın kehanetine göre, Şeytan Dölü bir de dünyanın yönetimini ele geçirecek. Peki Betsy şimdi bu yufkayürekli, kiliseye bağlı, masum Laura’ya, şeytanın kızı olduğunu ve belki de dünyayı yok etme yolunda olduğunu nasıl açıklayacak? George adlı bir düşman, biraz bebek hediye partisi ve son hızda ilerleyen düğün hazırlıkları gibi alt temaların çeşnilendirdiği kitapta, küstah ve boşboğaz Ölümsüzler Kraliçesi Betsy’yi sevenler olup biten ne varsa hepsine bayılacak. Hayranları Mary Janice Davidson’a ve Betsy Taylor’ın yönettiği, karman çorman ölümsüzler dünyasına doyamıyor. Şimdiyse Betsy ailesinin ‘şeytani’ sırlarını öğrenerek yeni maceralara ve gelişmelere yelken açıyor.
“Davidson’ın zeki diyalogları, hızlı temposu, akıllıca kurulmuş olay örgüsü, kahkahalarla güldüren mizahı ve seksi ilişkiler ağı bu seriyi eğlenceli bir yolculuğa çeviriyor.” -Booklist
“Eğlenceli, vampirik çik-lit ve amatör katil hikâyesine tırnaklarınızı geçireceksiniz.” -Midwest Book Review
“Abuk sabuk beklenmedik olaylar ve gelişmeler, komik mi komik saçmalıklar ve vampir romansı sevenlere gülmekten ölecekleri dakikalar vaat eden bir kitap.” -Locus
Kapak Tasarımı: Vampirler Kraliçesi Betsy'e yakışır türden, ışıl ışıl bir kapak. Çok hoşuma gidiyor Betsy'nin illüstrasyonu, aynen zihnimde canlandırdığım gibi. Artemis'in parlak, göz alıcı kapaklarına bayılıyorum zaten!
Yorumum: "Vampirler Kraliçesi Betsy'i selamlayın!"
O kadar seviyorum ki bu seriyi, okuduğum en keyifli seri belki de. İçin de vampir var, kahkaha var, çılgın karakterler var, daha ne olsun! İlk defa bi kaç sene önce tanışmıştım bu seriyle, kitap yorumlarını takip ettiğim bir forum yazarı sayesinde, onunla zevklerimiz uyuştuğu için de ilk kitabı edinip hemen bir çırpıda okumuş ve ikinci kitaba başlamıştım. Ama araya başka şeyler girdi ve ben bi süre uzak kaldım bu seriden, en son bu sene Bursa Kitap Fuarı'nda Artemis'ten indirimle alarak diğer kitapları seriyi tamamladım. Şimdilik seri 5 kitap ülkemizde ancak yurtdışında devam ediyor (burdan http://www.maryjanicedavidson.net/the-undead-series-betsy/ bakabilirsiniz) umarım en kısa zamanda burada da sernin diğer kitapları çıkar;)
Betsy bu kitapta hayatını her zamanki gibi bir düzene koymaya çalışırken, yine türlü güçlüklerle yüzleşiyor ve belki de en önemlisi Ant'ın hamileliği ancak bu yetmezmiş gibi Ant'dan başka bir üvey kardeşi daha olduğunu öğreniyor ve Ölümsüzler Kitabı bu kız kardeş hakkında oldukça önemli şeyler söylüyor.
Her zamanki gibi bu kitabı da çoğunlukla kahkaha krizlerine girerek okudum, o kadar eğlenceli ki ben çok seviyorum Betsy'i, Jessica'yı, Siclair'i=))) Mary J. Davidson'ın yazım dili çok güzel, çok rahat sohbet eder gibi okuyorsunuz, kitabı elinizden bırakmakta güçlük çekiyorsunuz. Eğlenceli vampir hikayesi arayanlara ilk tavsiyem;)
Puanlama:
Yazar: Mary Janice Davidson
Çeviren: Zeynep Yeşiltuna
Yayınevi: Artemis Yayınları
Tür: Çik-lit, Fantastik
Sayfa sayısı: 235
Tanıtım Yazısı: Betsy, Ölümsüzler Kraliçesi olabilir ama hâlâ ayakkabı görünce gözü dönüyor! Vampirler kraliçesi Betsy Taylor, tüm isteksizliğiyle ölümsüzlerin alabora olmuş dünyasını yönetmeye devam ediyor. Ancak Betsy bu aralar, uzun zamandır kayıp bir kız kardeşe sahip olduğunu, dahası, kardeşinin şeytanın kızı olduğunu ve bir gün dünyayı yöneteceğini öğreniyor. Davidson’ın üçüncü Vampirler Kraliçesi kitabı tıpkı ilk ikisi gibi, yani Ölümsüz ve Bekâr ve Ölümsüz ve İşsiz gibi, hızlı, akıcı ve benzersiz bir tempoda ilerliyor. Betsy hâlâ ayakkabılara takık vaziyette, bu kez de zalim üvey annesi Ant’ın, 1986 yılında şeytan tarafından ele geçirildiğini ve o dönemde de Betsy’nin üvey kız kardeşi Laura’yı doğurduğunu keşfediyor. Yani kısacası, sonradan bir papaz tarafından evlatlık edinilen Laura aslında Şeytan Dölü.
Hepsi bu kadarla kalsa gene iyi: Tüyler ürpertici Ölümsüzler Kitabı’nın kehanetine göre, Şeytan Dölü bir de dünyanın yönetimini ele geçirecek. Peki Betsy şimdi bu yufkayürekli, kiliseye bağlı, masum Laura’ya, şeytanın kızı olduğunu ve belki de dünyayı yok etme yolunda olduğunu nasıl açıklayacak? George adlı bir düşman, biraz bebek hediye partisi ve son hızda ilerleyen düğün hazırlıkları gibi alt temaların çeşnilendirdiği kitapta, küstah ve boşboğaz Ölümsüzler Kraliçesi Betsy’yi sevenler olup biten ne varsa hepsine bayılacak. Hayranları Mary Janice Davidson’a ve Betsy Taylor’ın yönettiği, karman çorman ölümsüzler dünyasına doyamıyor. Şimdiyse Betsy ailesinin ‘şeytani’ sırlarını öğrenerek yeni maceralara ve gelişmelere yelken açıyor.
“Davidson’ın zeki diyalogları, hızlı temposu, akıllıca kurulmuş olay örgüsü, kahkahalarla güldüren mizahı ve seksi ilişkiler ağı bu seriyi eğlenceli bir yolculuğa çeviriyor.” -Booklist
“Eğlenceli, vampirik çik-lit ve amatör katil hikâyesine tırnaklarınızı geçireceksiniz.” -Midwest Book Review
“Abuk sabuk beklenmedik olaylar ve gelişmeler, komik mi komik saçmalıklar ve vampir romansı sevenlere gülmekten ölecekleri dakikalar vaat eden bir kitap.” -Locus
Kapak Tasarımı: Vampirler Kraliçesi Betsy'e yakışır türden, ışıl ışıl bir kapak. Çok hoşuma gidiyor Betsy'nin illüstrasyonu, aynen zihnimde canlandırdığım gibi. Artemis'in parlak, göz alıcı kapaklarına bayılıyorum zaten!
Yorumum: "Vampirler Kraliçesi Betsy'i selamlayın!"
O kadar seviyorum ki bu seriyi, okuduğum en keyifli seri belki de. İçin de vampir var, kahkaha var, çılgın karakterler var, daha ne olsun! İlk defa bi kaç sene önce tanışmıştım bu seriyle, kitap yorumlarını takip ettiğim bir forum yazarı sayesinde, onunla zevklerimiz uyuştuğu için de ilk kitabı edinip hemen bir çırpıda okumuş ve ikinci kitaba başlamıştım. Ama araya başka şeyler girdi ve ben bi süre uzak kaldım bu seriden, en son bu sene Bursa Kitap Fuarı'nda Artemis'ten indirimle alarak diğer kitapları seriyi tamamladım. Şimdilik seri 5 kitap ülkemizde ancak yurtdışında devam ediyor (burdan http://www.maryjanicedavidson.net/the-undead-series-betsy/ bakabilirsiniz) umarım en kısa zamanda burada da sernin diğer kitapları çıkar;)
Betsy bu kitapta hayatını her zamanki gibi bir düzene koymaya çalışırken, yine türlü güçlüklerle yüzleşiyor ve belki de en önemlisi Ant'ın hamileliği ancak bu yetmezmiş gibi Ant'dan başka bir üvey kardeşi daha olduğunu öğreniyor ve Ölümsüzler Kitabı bu kız kardeş hakkında oldukça önemli şeyler söylüyor.
Her zamanki gibi bu kitabı da çoğunlukla kahkaha krizlerine girerek okudum, o kadar eğlenceli ki ben çok seviyorum Betsy'i, Jessica'yı, Siclair'i=))) Mary J. Davidson'ın yazım dili çok güzel, çok rahat sohbet eder gibi okuyorsunuz, kitabı elinizden bırakmakta güçlük çekiyorsunuz. Eğlenceli vampir hikayesi arayanlara ilk tavsiyem;)
Puanlama:
16.04.2011
Yokyer - Neil Gaiman
Orijinal ismi: Neverwhere
Yazar: Neil Gaiman
Çeviren: Evrim Öncül
Yayınevi: İthaki
Tür: Fantastik
Sayfa sayısı: 371
Tanıtım Yazısı: Genç ve iyi kalpli Richard Mayhew'un sıradan hayatı, bir kaldırımda karşısına çıkan yaralı genç kızın hayatını kurtarmasıyla sonsuza dek değişir. Bu iyilik Richard'ı var olduğunu hayal bile etmediği bir dünyayla şehrin altındaki terk edilmiş Metro istasyonları ve kanalizasyonlarda gelişmiş karanlık bir yaşamla- tanıştırır. O artık, yarıklardan düşen insanların yaşadığı Aşağıtaraf'ın bir parçasıdır... ve eğer bildiği dünyaya dönmek istiyorsa, gölgelerin ve karanlığın, canavarların ve azizlerin, katillerin ve meleklerin şehrinde yaşamayı öğrenmek zorundadır...
Gaiman, basitçe söylemek gerekirse, hikâyelerin hazine evi gibi ve biz de ona sahip olduğumuz için şanslıyız...-Stephen King-
Kapak Tasarımı: Çok estetik. Aşağı Londra ve Yukarı Londra arasında bir yerlerde aslında Neil Gaiman'a benzettiğim, hikayenin baş kahramanı Richard Mayhew'ın bir profili. Karanlık, gizemli, ilgi çekici. Hep söylüyorum, fotoğraf kapaklarından daha çok seviyorum çizimleri, bu kapağa da ba-yıl-dım!
Yorumum: Neil Gaiman benim en sevdiğim yazarlardan biridir, daha sonra burada da yorum yapmak, incelemek istediğim, çok sevdiğim Sandman serisiyle tanıdım kendisini. Yarattığı fantastik dünyalar, karakterler o kadar başarılı ki yapıtlarını okumaya doyamıyorum. Neyse Neil Gaiman inceleme yazısı olmadan bu hemen konumuza geri dönelim
Yokyer Londra hakkında bir yapıt. Böyle söyleyince sanki turistik bir kitabın tanıtımını yapıyormuşum gibi hissettim, o zaman hemen ekleyelim; Yokyer Londra mekanlarında geçen, fantastik bir dünyanın merkezi. Ayrıca biz Londra'yı iki şekilde görüyoruz bu hikayede; Aşağı Londra ve Yukarı Londra. Herşey Richard Mayhew'in bir gece yarısı Door isimli kızı sokak ortasında yatarken bulmasıyla başlıyor, bu olaydan sonra kendini öye bir dünyanın içinde buluyor ki, yaşadığı hayat tamamiyle alt üst oluyor. Gerisi için kitabı okumanızı tavsiye ederim=)
Neil Gaiman'ın yarattığı dünya en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş, müthiş detaylara sahip. Karakterler öyle gerçekçi ki, tuhaflıklarını garipsemiyor, onları her şekilde benimsiyorsunuz. Yalnız baş karakterimiz Richard'ı belki de sevmem gerekirken bir türlü sevemedim. Onun yerine benim favori karakterim, Marquis de Carabas oldu=) Kendinden emin, güçlü bir karakter Carabas, kesinlikle sevilesi=) Vandemar ve Croup ise unutulmazlar arasına girdi;)
Hikaye beklemediğim bir şekilde bitti ve açıkçası sonundan ben çok memnunum. Neil Gaiman daha önce
tv serisi olarak bu hikayeyi BBC için hazırlamış ve dizi yapılmış; oradakinden farklı olarak bir kaç detay varmış, ama genele sadık kalınmış. Hikaye bir açıdan devamı gelebilir nitelikte bitiyor ancak okuduklarıma göre Neil Gaiman bu fikre pek sıcak bakmıyormuş, yine de farklı bir şehirde geçen bir konsept hazırlayabileceğini de söylemiş. Ben devam fikrine karşı nötrüm açıkçası, hikaye çok güzel ve yerinde bitti ama devamı çıksa tabii ki hemen alır okurum=) Bu arada Gaiman'ın ülkemizde de yeni raflarda yerini alan Amerikan Tanrıları kitbı bu hikaye ile biraz bağlantılıymış. Bakalım onu da okumak lazım;)
Puanlama:
Yazar: Neil Gaiman
Çeviren: Evrim Öncül
Yayınevi: İthaki
Tür: Fantastik
Sayfa sayısı: 371
Tanıtım Yazısı: Genç ve iyi kalpli Richard Mayhew'un sıradan hayatı, bir kaldırımda karşısına çıkan yaralı genç kızın hayatını kurtarmasıyla sonsuza dek değişir. Bu iyilik Richard'ı var olduğunu hayal bile etmediği bir dünyayla şehrin altındaki terk edilmiş Metro istasyonları ve kanalizasyonlarda gelişmiş karanlık bir yaşamla- tanıştırır. O artık, yarıklardan düşen insanların yaşadığı Aşağıtaraf'ın bir parçasıdır... ve eğer bildiği dünyaya dönmek istiyorsa, gölgelerin ve karanlığın, canavarların ve azizlerin, katillerin ve meleklerin şehrinde yaşamayı öğrenmek zorundadır...
Gaiman, basitçe söylemek gerekirse, hikâyelerin hazine evi gibi ve biz de ona sahip olduğumuz için şanslıyız...-Stephen King-
Kapak Tasarımı: Çok estetik. Aşağı Londra ve Yukarı Londra arasında bir yerlerde aslında Neil Gaiman'a benzettiğim, hikayenin baş kahramanı Richard Mayhew'ın bir profili. Karanlık, gizemli, ilgi çekici. Hep söylüyorum, fotoğraf kapaklarından daha çok seviyorum çizimleri, bu kapağa da ba-yıl-dım!
Yorumum: Neil Gaiman benim en sevdiğim yazarlardan biridir, daha sonra burada da yorum yapmak, incelemek istediğim, çok sevdiğim Sandman serisiyle tanıdım kendisini. Yarattığı fantastik dünyalar, karakterler o kadar başarılı ki yapıtlarını okumaya doyamıyorum. Neyse Neil Gaiman inceleme yazısı olmadan bu hemen konumuza geri dönelim
Yokyer Londra hakkında bir yapıt. Böyle söyleyince sanki turistik bir kitabın tanıtımını yapıyormuşum gibi hissettim, o zaman hemen ekleyelim; Yokyer Londra mekanlarında geçen, fantastik bir dünyanın merkezi. Ayrıca biz Londra'yı iki şekilde görüyoruz bu hikayede; Aşağı Londra ve Yukarı Londra. Herşey Richard Mayhew'in bir gece yarısı Door isimli kızı sokak ortasında yatarken bulmasıyla başlıyor, bu olaydan sonra kendini öye bir dünyanın içinde buluyor ki, yaşadığı hayat tamamiyle alt üst oluyor. Gerisi için kitabı okumanızı tavsiye ederim=)
Neil Gaiman'ın yarattığı dünya en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş, müthiş detaylara sahip. Karakterler öyle gerçekçi ki, tuhaflıklarını garipsemiyor, onları her şekilde benimsiyorsunuz. Yalnız baş karakterimiz Richard'ı belki de sevmem gerekirken bir türlü sevemedim. Onun yerine benim favori karakterim, Marquis de Carabas oldu=) Kendinden emin, güçlü bir karakter Carabas, kesinlikle sevilesi=) Vandemar ve Croup ise unutulmazlar arasına girdi;)
Hikaye beklemediğim bir şekilde bitti ve açıkçası sonundan ben çok memnunum. Neil Gaiman daha önce
tv serisi olarak bu hikayeyi BBC için hazırlamış ve dizi yapılmış; oradakinden farklı olarak bir kaç detay varmış, ama genele sadık kalınmış. Hikaye bir açıdan devamı gelebilir nitelikte bitiyor ancak okuduklarıma göre Neil Gaiman bu fikre pek sıcak bakmıyormuş, yine de farklı bir şehirde geçen bir konsept hazırlayabileceğini de söylemiş. Ben devam fikrine karşı nötrüm açıkçası, hikaye çok güzel ve yerinde bitti ama devamı çıksa tabii ki hemen alır okurum=) Bu arada Gaiman'ın ülkemizde de yeni raflarda yerini alan Amerikan Tanrıları kitbı bu hikaye ile biraz bağlantılıymış. Bakalım onu da okumak lazım;)
Puanlama:
30.03.2011
Paranormal - Kiersten White
Orijinal ismi: Paranormalcy
Yazar: Kiersten White
Çeviren: Barış Emre Alkım
Yayınevi: DEX
Tür: Fantastik, Genç Edebiyat
Sayfa sayısı: 285
Tanıtım Yazısı: Evie her zaman normal, sıradan bir genç kız olduğunu düşünmüştür. Gerçi Uluslararası Paranormal Tecrit Ajansı için doğaüstü yaratık avlıyor, en yakın arkadaşı bir denizkızı, erkek arkadaşı doğaüstü bir yaratık, şimdi bir biçim değiştirene aşık olmak üzere ve yeryüzünde paranormal yaratıkların o büyüleyici dış görünüşlerinin arkasında yatan bütün çirkinlikleri görme yeteneğine sahip nadir insanlardan biri ama... Olsun, o normal bir genç kız olduğunu düşünüyor.
Ancak Evie şimdi tüm paranormal yaratıkların yok oluşunu haber veren korkutucu bir kehanetin tam ortasında yer alıyor.
Kapak Tasarımı: Öncelikle DEX Yayınevi'ne orjinal kapağa sadık kaldıkları için teşekkür ediyorum. Kitap kapağını daha ilk gördüğümde çok sevmiştim, kitabı okuyunca da çok uyumlu ve anlamlı buldum. Gerçekten dört dörtlük bir kapak tasarımına sahip Paranormal.
Yorumum: Paranormal sabırsızlıkla beklediğim bir kitaptı ve yeni kurulan ve kesinlikle gelecek vadettiğini düşündüğüm DEX Yayınevi'nden bu kitabın çıkacağını öğrendiğimde çok sevinmiştim, sonrasında eğer blogumu takip ediyorsanız Kitap Günlüğü'nde nasıl kitap çıkar çıkmaz aldığımdan bahsetmiştim. Ancak okumam biraz zaman aldı, çünkü okuyacağım kitapları sıraya koyuyorum ve sabırsızlıkla bu kitaba ulaşmayı bekledim :P Sonunda okudum ve ne kadar mutlu olduğumu, umduğumdan çok daha iyisini bulduğumu ifade etmekte cidden zorlanıyorum.
Kiersten White yalın bir dille hedef kitleye ulaşıyor. Paranormal Genç Edebiyat (Young Adult) dediğimiz türde bir kitap. Bir ara Genç Edebiyat'ın günümüzdeki öneminden ve popülerliğinden bahsetmek istiyorum bir yazımda zira bu alanda gerçekten çok başarılı işler ortaya çıkıyor son zamanlarda ve inanılmaz bir yükseliş yaşıyor bu janr. Dediğim gibi hedef kitle gençler olsa da bu türü okumayı seven kişiler için aslında bir yaş sınırlaması koymak mümkün değil. Nitekim yazım tekniği açısından Genç Edebiyat'ta zaten gençler ve yetişkinler için hedef alınmış. Paranormal da bu janrın en iyi örneklerinden bir tanesi. Yazım tekniği, yalın dili, kendini çok çabuk sevdirmeyi başaran ve kendinizi onların yerine koymaktan geri alamadığınız muhteşem karakterleri ve akıcı hikayesiyle kesinlikle başdöndürücü bir roman. Üstelik de bir serinin ilk kitabı bu, ee daha ne istenir ki?
Fantastik kurgunun popülerliği her gün yeni bir kurt adam, vampir.. vs. hikayesinin ortaya çıkmasına neden oluyor ancak içlerinden başarıyla sıyrılanlar kalıcı bir yer ediniyor. Paranormal da daha şimdiden bu yeri edinmiş durumda ki hakediyor da zaten.
Ben kitabı okurken önceden de söylediğim gibi çok keyif aldım; Evie sempatik bir karakter, onun yerine kendinizi koymak hiç de zor olmuyor. Diğer karakterler de en az onun kadar sevilesi, onların başlarına gelenlerden kolaylıkla etkilenebiliyorsunuz. Çok akıcı ve sürükleyici bir roman olduğu için kısa sürede bitirmek de mümkün Paranormal'i.
Bu arada serinin ikinci kitabının kapak tasarımı da geçtiğimiz günlerde yayımlandı ve ben açıkçası yine gönlümü kaptırdım!
Umarım DEX Yayınevi ikinci kitabı da orjinal kapağı ile bizlere sunar ve onlara bir kez daha bu harika kitabı bizlerle paylaştıkları için teşekkür ediyorum!
Puanlama:
Yazar: Kiersten White
Çeviren: Barış Emre Alkım
Yayınevi: DEX
Tür: Fantastik, Genç Edebiyat
Sayfa sayısı: 285
Tanıtım Yazısı: Evie her zaman normal, sıradan bir genç kız olduğunu düşünmüştür. Gerçi Uluslararası Paranormal Tecrit Ajansı için doğaüstü yaratık avlıyor, en yakın arkadaşı bir denizkızı, erkek arkadaşı doğaüstü bir yaratık, şimdi bir biçim değiştirene aşık olmak üzere ve yeryüzünde paranormal yaratıkların o büyüleyici dış görünüşlerinin arkasında yatan bütün çirkinlikleri görme yeteneğine sahip nadir insanlardan biri ama... Olsun, o normal bir genç kız olduğunu düşünüyor.
Ancak Evie şimdi tüm paranormal yaratıkların yok oluşunu haber veren korkutucu bir kehanetin tam ortasında yer alıyor.
Kapak Tasarımı: Öncelikle DEX Yayınevi'ne orjinal kapağa sadık kaldıkları için teşekkür ediyorum. Kitap kapağını daha ilk gördüğümde çok sevmiştim, kitabı okuyunca da çok uyumlu ve anlamlı buldum. Gerçekten dört dörtlük bir kapak tasarımına sahip Paranormal.
Yorumum: Paranormal sabırsızlıkla beklediğim bir kitaptı ve yeni kurulan ve kesinlikle gelecek vadettiğini düşündüğüm DEX Yayınevi'nden bu kitabın çıkacağını öğrendiğimde çok sevinmiştim, sonrasında eğer blogumu takip ediyorsanız Kitap Günlüğü'nde nasıl kitap çıkar çıkmaz aldığımdan bahsetmiştim. Ancak okumam biraz zaman aldı, çünkü okuyacağım kitapları sıraya koyuyorum ve sabırsızlıkla bu kitaba ulaşmayı bekledim :P Sonunda okudum ve ne kadar mutlu olduğumu, umduğumdan çok daha iyisini bulduğumu ifade etmekte cidden zorlanıyorum.
Kiersten White yalın bir dille hedef kitleye ulaşıyor. Paranormal Genç Edebiyat (Young Adult) dediğimiz türde bir kitap. Bir ara Genç Edebiyat'ın günümüzdeki öneminden ve popülerliğinden bahsetmek istiyorum bir yazımda zira bu alanda gerçekten çok başarılı işler ortaya çıkıyor son zamanlarda ve inanılmaz bir yükseliş yaşıyor bu janr. Dediğim gibi hedef kitle gençler olsa da bu türü okumayı seven kişiler için aslında bir yaş sınırlaması koymak mümkün değil. Nitekim yazım tekniği açısından Genç Edebiyat'ta zaten gençler ve yetişkinler için hedef alınmış. Paranormal da bu janrın en iyi örneklerinden bir tanesi. Yazım tekniği, yalın dili, kendini çok çabuk sevdirmeyi başaran ve kendinizi onların yerine koymaktan geri alamadığınız muhteşem karakterleri ve akıcı hikayesiyle kesinlikle başdöndürücü bir roman. Üstelik de bir serinin ilk kitabı bu, ee daha ne istenir ki?
Fantastik kurgunun popülerliği her gün yeni bir kurt adam, vampir.. vs. hikayesinin ortaya çıkmasına neden oluyor ancak içlerinden başarıyla sıyrılanlar kalıcı bir yer ediniyor. Paranormal da daha şimdiden bu yeri edinmiş durumda ki hakediyor da zaten.
Ben kitabı okurken önceden de söylediğim gibi çok keyif aldım; Evie sempatik bir karakter, onun yerine kendinizi koymak hiç de zor olmuyor. Diğer karakterler de en az onun kadar sevilesi, onların başlarına gelenlerden kolaylıkla etkilenebiliyorsunuz. Çok akıcı ve sürükleyici bir roman olduğu için kısa sürede bitirmek de mümkün Paranormal'i.
Bu arada serinin ikinci kitabının kapak tasarımı da geçtiğimiz günlerde yayımlandı ve ben açıkçası yine gönlümü kaptırdım!
Umarım DEX Yayınevi ikinci kitabı da orjinal kapağı ile bizlere sunar ve onlara bir kez daha bu harika kitabı bizlerle paylaştıkları için teşekkür ediyorum!
Puanlama:
23.03.2011
Ne Okuyorum?
Bir süre önce bu kitabın çıkmasını sabırsızlıkla beklediğimi ve DEX yayınlarından çıkınca hemen koşarak aldığımı belirtmiştim ve sonunda okuma sırası geldi, aslında geç bile kaldım. En kısa zamanda okuyup yorum yapmak istiyorum burada ama şu kadarını söylemeliyim, daha 44. sayfadayım ama şimdiden bu kitabı okuduğum için çok mutluyum!
18.01.2011
Fantastik Kurgu
Fantastik Kurgu neden bu kadar ilgi çekici?
Varolan ile varolmayanın birlikteliği yüzyıllardır insanoğlu için çekiciliğini koruyor ve hiçbir zaman modası geçecek gibi de durmuyor. İşte fantastik kurgunun çekiciliği de buradan kaynaklanıyor; varolan ile varolmayanın eşsiz birlikteliği. İnsanoğlu meraklı; görebildikleri herhangi bir merak unsuru içermiyor ama ya göremediği şeyler? Hayal unsuru burada devreye giriyor; hayal dünyası uçsuz bucaksız, insanoğlunun kurgulaması için; merak ettiklerinin cevaplarını verebilmesi için ve onu engin hazinesiyle buluşturarak yepyeni dünyalar ortaya çıkarması için.
Fantastik kurguda mekânlar da karakterler de sınırsız ve eşsiz, bu sayede yaratıcılığın sınırlarını zorlamak daha keyifli. Bunu yalnızca yazarlar için söylemiyorum, okuyucu da kendini hikâkeye kaptırdıkça hayal dünyası genişliyor ve keyifle bunun tadını çıkarıyor. Ufkunuzu genişleten, hayal dünyanızı zenginleştiren yazınları okumanın keyfi bir başka oluyor. Bilinmeyen, görülmeyen ve belki de varolmayan gizemini korudukça fantastik kurgu da ilgi çekiciliğini kaybetmeyecektir.
(Resim link: http://weheartit.com/entry/4964487 )
21.12.2010
Karpatlar Şatosu
Orijinal ismi: The Castle of the Carpathians
Yazar: Jules Verne
Çeviren: Işık Ergüden
Yayınevi: İthaki
Tür: Fantastik
Sayfa sayısı: 283
Arka Kapak Yazısı: Transilvanya'daki Werst Köyü'nde, terk edilmiş bir şatoda endişe verici olaylar yaşandığına dair söylentiler dolaşmaktadır. Kont Franz de Telek opera sanatçısı nişanlısı La Stilla'nın ölümünü unutabilmek için yolculuk etmektedir. Kont, Werst'e gelir. Şato'nun, La Stilla ölürken kendisini lanetleyen Rodolphe de Gortz'a ait olduğunu öğrenir. Telek uzun uğraşlar sonunda bu korkunç şatonun esrarını keşfeder. Ancak bu keşfin bedeli ağır olacaktır.
Jules Verne'in en sevilen romanlarından Karpatlar Şatosu, vampirlerin diyarı Karpatlar'da geçen bir serüveni anlatıyor. Batıl inançlar ile teknolojinin, iyi ile kötünün, yaşam ile ölümün karşı karşıya geldiği bu serüvende hazin bir aşk öyküsü de var. Kimilerine göre daha ondokuzuncu yüzyılda televizyonu haber veren, kimilerine göre Orpheus mitosunun bir yorumu olan Karpatlar Şatosu, Jules Verne'in şaşırtıcı düşgücüyle, fantastik öykücü kimliğini birleştirdiği bir roman.
Kapak Tasarımı:Geçen Cuma kütüphaneden aldığım kitaplardan biri Karpatlar Şatosu, daha önce Kütüphane Günü yazımda bahsetmiştim. Ben de İthaki yayınlarının çıkarttığı yukarıda kapak resmini gördüğünüz kitap var. Doğrusu bu kapağı pek fazla beğendiğimi söyleyemeyeceğim, yaratıcılıktan uzak sade bir tasarım. Kapak resmini ararken internette bulduğum şu solda gördüğünüz kitap ise daha fazla hoşuma gitti doğrusu. Hikayeye özgü çok daha güzel bir tasarım.
Yorumum: Karpatlar Şatosu bölgenin, karakterlerin yoğun tasvirleriyle ağır ağır ama heyecanı dorukta tutarak ilerleyen bir kurguya sahip. Jules Verne batıl inançların insanları nasıl kuşatıp, nasıl felaketlere yol açabileceğini kimi zaman mizahi kimi zaman da heyecanlı bir dille anlatıyor. Bu kitabı okurken yoğun tasvirler hiçbir şekilde beni sıkmadı aksine hikayeye daha da bağladı ve açıkçası Werst sakinlerinin yaşadıklarıyla birlikte ben de ne kadar batıl inançlı olduğumu sorgulamış oldum. Jules Verne batıl inançlar ve teknolojiyi çok güzel bir şekilde bağlıyor, öyleki kitabın sonunda herşey açıklanmış olmasına rağmen Werst sakinlerinin batıl inançlarının devam ediyor olması bizi şaşırtmıyor.
Puanlama:
Yazar: Jules Verne
Çeviren: Işık Ergüden
Yayınevi: İthaki
Tür: Fantastik
Sayfa sayısı: 283
Arka Kapak Yazısı: Transilvanya'daki Werst Köyü'nde, terk edilmiş bir şatoda endişe verici olaylar yaşandığına dair söylentiler dolaşmaktadır. Kont Franz de Telek opera sanatçısı nişanlısı La Stilla'nın ölümünü unutabilmek için yolculuk etmektedir. Kont, Werst'e gelir. Şato'nun, La Stilla ölürken kendisini lanetleyen Rodolphe de Gortz'a ait olduğunu öğrenir. Telek uzun uğraşlar sonunda bu korkunç şatonun esrarını keşfeder. Ancak bu keşfin bedeli ağır olacaktır.
Jules Verne'in en sevilen romanlarından Karpatlar Şatosu, vampirlerin diyarı Karpatlar'da geçen bir serüveni anlatıyor. Batıl inançlar ile teknolojinin, iyi ile kötünün, yaşam ile ölümün karşı karşıya geldiği bu serüvende hazin bir aşk öyküsü de var. Kimilerine göre daha ondokuzuncu yüzyılda televizyonu haber veren, kimilerine göre Orpheus mitosunun bir yorumu olan Karpatlar Şatosu, Jules Verne'in şaşırtıcı düşgücüyle, fantastik öykücü kimliğini birleştirdiği bir roman.
Kapak Tasarımı:Geçen Cuma kütüphaneden aldığım kitaplardan biri Karpatlar Şatosu, daha önce Kütüphane Günü yazımda bahsetmiştim. Ben de İthaki yayınlarının çıkarttığı yukarıda kapak resmini gördüğünüz kitap var. Doğrusu bu kapağı pek fazla beğendiğimi söyleyemeyeceğim, yaratıcılıktan uzak sade bir tasarım. Kapak resmini ararken internette bulduğum şu solda gördüğünüz kitap ise daha fazla hoşuma gitti doğrusu. Hikayeye özgü çok daha güzel bir tasarım.
Yorumum: Karpatlar Şatosu bölgenin, karakterlerin yoğun tasvirleriyle ağır ağır ama heyecanı dorukta tutarak ilerleyen bir kurguya sahip. Jules Verne batıl inançların insanları nasıl kuşatıp, nasıl felaketlere yol açabileceğini kimi zaman mizahi kimi zaman da heyecanlı bir dille anlatıyor. Bu kitabı okurken yoğun tasvirler hiçbir şekilde beni sıkmadı aksine hikayeye daha da bağladı ve açıkçası Werst sakinlerinin yaşadıklarıyla birlikte ben de ne kadar batıl inançlı olduğumu sorgulamış oldum. Jules Verne batıl inançlar ve teknolojiyi çok güzel bir şekilde bağlıyor, öyleki kitabın sonunda herşey açıklanmış olmasına rağmen Werst sakinlerinin batıl inançlarının devam ediyor olması bizi şaşırtmıyor.
Puanlama:
3.12.2010
Blog yazmak ya da yazmamak...
Hayır blog yazmayı unutmadım, sadece hala Harry Potter'ın üçüncü kitabı Harry Potter ve Azkaban Tutsağı'nı okumaktayım ve biraz ağır gidiyor açıkçası. Kitap hakkında bitirir bitirmez bir eleştiri yapacağım ama şunu söyleyeyim bu şimdiye kadar ki en karanlık hikaye, sürekli bir elim tetikte durumu var ki heyecandan öleceğim, hele o ruh emiciler yok mu bitirdi onlar beni, mümkünse bir daha karşıma çıkmasınlar, Harry'le birlikte ben de bayılabilirim bu sefer=)) Bir kitabın içine böylesine girmek, kendini kaptırmak ilginç bir duygu öyle değil mi? Bana göre bu hikayenin ve dolayısıyla da yazarın ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor. Harry Potter Serisi rahat okunur bir seri, kısa zamanda bitirebiliyorsunuz ama kolay okunabilir diğer best sellerlar gibi değil, özel bir tarafı var, yarattığı dünyanın bir parçası olmak çok hoş.
Bu arada bir taraftan Sandman Serisinin ikinci kitabını bitirmeye çalışıyorum. Sandman hakkında da bir iki kelam etmek gerek, zira beni benden alan böylesine güzel bir çizgi roman serisi daha gelmedi dünyaya. İlk fırsatta ilk kitap hakkında yorumlarımı yazmak için söz veriyorum.
Bu arada Harry Potter ve Azkaban Tutsağı bitince 4. kitaba hemen başlamadan araya yarım bıraktığım bir Neil Gaiman kitabı daha olan Yokyer"i sıkıştırıp bir an önce bitirmeliyim zira bekletilmeyecek kadar değerli bir kitap o da;))
İyi okumalar,
23.11.2010
Domuzları Tekmeleyen Çocuk
Orijinal ismi: The Boy Who Kicked Pigs
Yazar: Tom Baker
Çeviren:Oya Yalçın
Yayınevi: Altı Kırkbeş Yayın
Kapak tasarımı: Erol Egemen
İllüstratör: David Roberts
Tür: Fantastik / Korku / Mizah
Sayfa sayısı: 112
Arka kapak yazısı: Cumartesi, 13 Haziran. Ve Robert Caligari bugün ölecek. Harikulade bir gün. Saat sabah 6:45. Hayatta olduğunuza sevindiğiniz günlerden biri. Ve bugün Robert Caligari'nin öleceği gün.
13 yaşında ve Dörtbinyediyüzkırkbeş günü aynı küçük kasabada geçirdi ve bugün, 13 Haziran'da ölecek. Bunu bilmiyor; henüz yani.
Tom Baker'dan, yıkıcı, korku-fantezi eğlenceli bir kült kitap!
Kapak Tasarımı: Şeytani bir şekilde gazete okuyan Robert Caligari'nin resmedilişi ve kullanılan renkler ( cehennem kırmızısına yakın bir pembe ve siyah) çok başarılı. Gölgeli keskin hatlara sahip çizim gerçekten muhteşem.
Yorumum: Bir önceki kitap yorumumda; "...genellikle yayınevleri ile çıkardıkları kitaplar arasında bir bağlantı görüyorum ben ve kimi zaman yayınevi bana güven veriyor, o kitabı elime aldığım anda onun benim olacağını hissediyorum. "Altı Kırkbeş Yayın" ismini görmek de bana aynı güveni veriyor, çıkardıkları kitapların hepsini okuma isteği uyandırıyor içimde." demiştim. İşte bu nedenle yayınevinden okuduğum ilk kitap olan Domuzları Tekmeleyen Çocuk'tan da bahsetmek istedim.
Kapak arkasındaki yazıyı okuduysanız daha şimdiden "domuzları tekmeleyen çocuğun" kim olduğunu ve kitapta bugün öleceğini biliyorsunuz demektir. Ama kafamızda oluşan sorular; "bu çocuk neden ölecek? Bu çocuğun ne gibi bir problemi var ki domuzları tekmeliyor?" cevaplarını almayı beklerken kitabı okumaya başlayıp da yaratılan çılgın atmosferin içine girdiğinizde tam olarak niçinlerin yanıtlarını buluyorsunuz.
Robert kızkardeşinin domuz kumbarasıyla bu şeytani takıntısını ediniyor ve önüne çıkan her domuzu (diri ya da ölü) tekmelemeye başlıyor ancak kısa bir zaman sonra bunun ardında insanlara olan nefretinin varolduğunu farkediyor. Robert'ın bu saplantısı başına bela açmadığı gibi her seferinde mutlulukla zaferini kutlamasına neden oluyor ancak o daha fazlasını istiyor ve nitekim kitabın belki de zirve noktasu kör adama yaptıklarıyla zaferini kutluyor ancak ölüm onu yavaş yavaş çağrıyor ve kitabın sonnda kendi yarattığı cehennemin zaferini kutlayamadan büyük bir acıyla can veriyor.
Ürkünç Susie ve Sorunlu Çocuklar İçin 13 Trajik Öykü'den bahsederken bu kitapların çocuk kitabı görünümünde olduğundan ancak yayınevini bilenler ve kitabı almadan hakkında bilgi edinenler için bundan ne kadar uzak olduğu aşikardır. Hikayenin anlatılışı çok yalın ve bir fantastik/korku romanı olarak oluşturulan atmosfer de çok başarılı. Hemen her sayfada bulunan resimli anlatımlar da bir o kadar güzel. Kitabı elime aldıktan çok kısa bir süre sonra bitirdim ve okuması gerçekten çok keyifliydi. Bir çocuk nasıl bu kadar şeytani olabilir ve böyle devam ederse yaptıklarının bir karşılığını görür mü merak içinde beklemek ve zaten öleceğini bildiğimiz bu çocuğu nasıl bir son beklediğini tasavvur etmeye çalışmak heycan vericiydi.
Tom Baker'ın bu kitabını elime aldıktan sonra Doctor Who ile bağlantısından haberim oldu doğrusu, bu arada Doctor Who'nun yeni serisine de en kısa zamanda başlamak istiyorum. Bir de diziden bahsetmişken bu tarz kitapların kısa animasyonları yapılsa ne harika olur. Sanırım Ürkünç Susie ve Sorunlu Çocuklar İçin 13 Trajik Öykü'den uyarlanma bir Oblong serisi varmış ama bu kitabın da bir kısa animasyonu olursa süper olur gerçekten.
Sonuç olarak karakterleri ve hikayede yaratılan atmosferi çok beğendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Zaten sonunu bildiğiniz bir hikaye ancak bu kadar güzel ve merak dolu bir biçimde anlatılır. Hikayeye eşlik eden küçük resimlerse anlatıma zenginlik katmış. Bu kitabı kaçırmayın derim.
Puanlama:
Yazar: Tom Baker
Çeviren:Oya Yalçın
Yayınevi: Altı Kırkbeş Yayın
Kapak tasarımı: Erol Egemen
İllüstratör: David Roberts
Tür: Fantastik / Korku / Mizah
Sayfa sayısı: 112
Arka kapak yazısı: Cumartesi, 13 Haziran. Ve Robert Caligari bugün ölecek. Harikulade bir gün. Saat sabah 6:45. Hayatta olduğunuza sevindiğiniz günlerden biri. Ve bugün Robert Caligari'nin öleceği gün.
13 yaşında ve Dörtbinyediyüzkırkbeş günü aynı küçük kasabada geçirdi ve bugün, 13 Haziran'da ölecek. Bunu bilmiyor; henüz yani.
Tom Baker'dan, yıkıcı, korku-fantezi eğlenceli bir kült kitap!
Kapak Tasarımı: Şeytani bir şekilde gazete okuyan Robert Caligari'nin resmedilişi ve kullanılan renkler ( cehennem kırmızısına yakın bir pembe ve siyah) çok başarılı. Gölgeli keskin hatlara sahip çizim gerçekten muhteşem.
Yorumum: Bir önceki kitap yorumumda; "...genellikle yayınevleri ile çıkardıkları kitaplar arasında bir bağlantı görüyorum ben ve kimi zaman yayınevi bana güven veriyor, o kitabı elime aldığım anda onun benim olacağını hissediyorum. "Altı Kırkbeş Yayın" ismini görmek de bana aynı güveni veriyor, çıkardıkları kitapların hepsini okuma isteği uyandırıyor içimde." demiştim. İşte bu nedenle yayınevinden okuduğum ilk kitap olan Domuzları Tekmeleyen Çocuk'tan da bahsetmek istedim.
Kapak arkasındaki yazıyı okuduysanız daha şimdiden "domuzları tekmeleyen çocuğun" kim olduğunu ve kitapta bugün öleceğini biliyorsunuz demektir. Ama kafamızda oluşan sorular; "bu çocuk neden ölecek? Bu çocuğun ne gibi bir problemi var ki domuzları tekmeliyor?" cevaplarını almayı beklerken kitabı okumaya başlayıp da yaratılan çılgın atmosferin içine girdiğinizde tam olarak niçinlerin yanıtlarını buluyorsunuz.
Robert kızkardeşinin domuz kumbarasıyla bu şeytani takıntısını ediniyor ve önüne çıkan her domuzu (diri ya da ölü) tekmelemeye başlıyor ancak kısa bir zaman sonra bunun ardında insanlara olan nefretinin varolduğunu farkediyor. Robert'ın bu saplantısı başına bela açmadığı gibi her seferinde mutlulukla zaferini kutlamasına neden oluyor ancak o daha fazlasını istiyor ve nitekim kitabın belki de zirve noktasu kör adama yaptıklarıyla zaferini kutluyor ancak ölüm onu yavaş yavaş çağrıyor ve kitabın sonnda kendi yarattığı cehennemin zaferini kutlayamadan büyük bir acıyla can veriyor.
Ürkünç Susie ve Sorunlu Çocuklar İçin 13 Trajik Öykü'den bahsederken bu kitapların çocuk kitabı görünümünde olduğundan ancak yayınevini bilenler ve kitabı almadan hakkında bilgi edinenler için bundan ne kadar uzak olduğu aşikardır. Hikayenin anlatılışı çok yalın ve bir fantastik/korku romanı olarak oluşturulan atmosfer de çok başarılı. Hemen her sayfada bulunan resimli anlatımlar da bir o kadar güzel. Kitabı elime aldıktan çok kısa bir süre sonra bitirdim ve okuması gerçekten çok keyifliydi. Bir çocuk nasıl bu kadar şeytani olabilir ve böyle devam ederse yaptıklarının bir karşılığını görür mü merak içinde beklemek ve zaten öleceğini bildiğimiz bu çocuğu nasıl bir son beklediğini tasavvur etmeye çalışmak heycan vericiydi.
Tom Baker'ın bu kitabını elime aldıktan sonra Doctor Who ile bağlantısından haberim oldu doğrusu, bu arada Doctor Who'nun yeni serisine de en kısa zamanda başlamak istiyorum. Bir de diziden bahsetmişken bu tarz kitapların kısa animasyonları yapılsa ne harika olur. Sanırım Ürkünç Susie ve Sorunlu Çocuklar İçin 13 Trajik Öykü'den uyarlanma bir Oblong serisi varmış ama bu kitabın da bir kısa animasyonu olursa süper olur gerçekten.
Sonuç olarak karakterleri ve hikayede yaratılan atmosferi çok beğendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Zaten sonunu bildiğiniz bir hikaye ancak bu kadar güzel ve merak dolu bir biçimde anlatılır. Hikayeye eşlik eden küçük resimlerse anlatıma zenginlik katmış. Bu kitabı kaçırmayın derim.
Puanlama:
20.11.2010
Harry Potter ve Felsefe Taşı
Harry Potter ve Felsefe Taşı
Orijinal ismi: Harry Potter and the Philisopher's Stone
Yazar: J.K. Rowling
Çeviren:Ülkü Tamer
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Kapak tasarımı: Mary GrandPré
Tür: Fantastik
Seri: İlk kitap
Sayfa sayısı: 353
Arka kapak yazısı: Harry Potter sıradan bir çocuk olduğunu sanırken, bir baykuşun getirdiği mektuplarla hayatı değişir: Başvurmadığı halde Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'na kabul edilmiştir. Burada birbirinden ilginç dersler alır, iki arkadaşıyla birlikte maceradan maceraya koşar. Yaşayarak öğrendikleri sayesinde küçük yaşta becerikli bir büyücü olup çıkar.
J. K. Rowling'in zengin düşgücü, onu bebeğiyle yalnız yaşayan sıradan bir anneden, kitapları dünyada 100 milyondan fazla satan, 40'tan fazla dile çevrilen parlak bir yazara dönüştürdü. Kitapların artık "sanal" ortamda okunmaya başladığı bir çağda, Harry Potter genç kuşağı "gerçek" bir kitabın sayfaları arasında yepyeni bir dünyayı keşfetmenin heyecanıyla tanıştırdı.Harry Potter ve Felsefe Taşı'nın sinemaya uyarlanması bu heyecanı daha da artırdı.
Harry Potter'ın baş döndürücü "büyülü" dünyasına adım atmadan önce kemerlerinizi bağlayın!
Kapak Tasarımı: Bir kitap alırken en ilgi çekici yanlardan biri ona elimizi uzatmamızı sağlayan kapak tasarımıdır. Bu nedenle eleştirilerimi yaparken kapak tasarımlarından da bahsetmenin doğru olduğunu düşünüyorum. Harry Potter ve Felsefe Taşı'na gelince, ben kitaplarda daha çok kendine özgü bir çizgiye sahip tasarımcıların çizimleriyle renklendirilmiş kapakları seviyorum. Fotografik kapaklar günümüzde birçok kitapta daha fazla tercih ediliyor olsa da çizgilerle renklendirilmiş kitaplar benim açımdan daha ilgi çekici; özellikle de Fantastik türdeki kitaplarda. Harry Potter ve Felsefe Taşı'nın da işte böyle kendine has bir kapak tasarımı var, oldum olası bu klasik çizimler hoşuma gitmiştir. Doğrusu dört dörtlük bir tasarıma sahip olduğunu düşünüyorum. Aslında Harry Potter Serisi farklı kapaklarda da piyasaya sürülmüş durumda ama ben ülkemizde de piyasaya sürülen yukarıda resmi bulunan kitaba sahibim ve yorumumu tamamen onun üzerinden yapıyorum.
Yorumum: Harry Potter Serisi'nin ilk kitabı ülkemizde ilk çıktığı zamanda bu kitabı edinmiş bir solukta okumuştum ve sabırsızlıkla diğer kitapların çıkmasını beklemiştim. Daha sonra ikinci ve üçüncü kitapları da edindim ve bir solukta okudum ancak daha sonra devamını getiremedim. Şimdi Harry Potter hayranları nasıl olur diyecek, doğrusu hak veriyorum çünkü benim sonunu getirememem kesinlikle beğenmeme gibi bir nedenden değil daha çok araya giren başka kitaplar, daha sonra okurum, zaman çok gibi ertelemeler ve biraz da tembelliğim yüzünden oldu. İşte bu nedenle dünya Harry Potter fırtınası ile kasıp kavrulurken ben öyle uzaktan bakar oldum ve anca aklım başıma geldi; dur bi dakka dedim kendi kendime bu seriye tekrar başlayacaksın Güngör ve bu sefer sonunu getireceksin! İşte böyle, 1 hafta önce kitapçıya gittim, kitapları aldım(çünkü eskiler elimde değil) ve yeniden ilk kitabı okumaya başladım ve bugün bitirdim.
Harry Potter ve Felsefe Taşı dil olarak gayet sürükleyici ve hafif, aslında bir oturuşta okuyabiliyorsunuz, isterseniz 2 günde bile kitabı bitirebilirsiniz. Hikaye öyle güzel bir dille aktarılıyor ki okurken zaman kavramını yitiriyorsunuz, kafanızın içinde oluşan dünyadan başka hiçbir şeyi görmüyorsunuz. Benim için bir roman okurken en önemli şeylerden biri işte bu; zihnimde okuduğum dünyayı canlandırabilmek. Harry Potter'da bunu yapabilmek çok kolay, işte bu yüzden filmlerinden de hep uzak durdum, en korktuğum şeylerden biri de zihnimde canlandırdığım o dünyanın birdenbire yıkılıvermesi, bu gerçekten çok üzer beni.
Karakterlere gelecek olursak, ilk kitap bize karakterler hakkında kesin yargılarda bulunmamıza olanak tanıyor, iyi ve kötünün devamlı sorgulandığı romanda karakterleri de buna göre ayırmaya başlıyoruz. Sanırım bu açıdan benim gibi birçok kişiyi de yanıltan en önemli karakter Snape olmuştur=) İşte tam burada kitabın sonunda Quirrell'in sözleri geliyor aklıma, "İyiyle kötü diye birşey yoktur, güç vardır sadece..." Bana Star Wars'u hatırlatan bu cümle çok hoşuma gidiyor, gerçekten üzerinde düşünülmeli iyi ve kötü kesin çizgilerle ayrılabilir mi diye=)
Quirrell demişken, aslında kitabın başından beri onda birşeyler olduğu belli ama Snape yanıltmacası onun tabii ki Voldemort'la olan bağlantısını anlayabilmemizi engelliyor. Snape bütün şüpheleri üstünde topladığından, Quirrell titrek, korkak bir profesör olmaktan öteye gidemiyor. Yine de o sarıktan ne çıkacağı büyük bir merak konusuydu benim için=))
Harry'nin arkadaşları Ron ve Hermione iyi bir üçlü oluştururken, gelecek kitaplarda bu üçlü arasında birşeyler olma ihtimali üzerinde gidip gelmekteyim=) Tamam ben de spoiler mağduru olmamak için direnenlerdenim ama sanırım şu filmler yüzünden bir kaç kare gördüm, neyse bu yorumlar için daha çok erken=))
Malfoy'a gelince aslında onun ezik bir karakter olduğunu düşünüyorum, şöyle güçlü bir tarafını görmedik hikaye boyunca ancak ben gelecek kitaplarda onunla ilgili daha önemli şeyler olabileceği ihtimaline eğırlık veriyorum. Bu açıdan kitabın başında ve sonunda sesini duyduğumuz Ginny de büyük bir merak konusu benim için =))
Romanın en hoşuma giden kısmı gerilimin iyi ayarlanmış olmasıydı, örneğin ifrit binaya girdiği zaman Harry, Ron ve Hermione gibi açıkçası benim de yüreğim ağzımdaydı=)) Bir de en önemlisi geçmişte olanlarla gelecekte olacaklar arasındaki bağlantının iyi kurulmuş olması yazarın zekâsını gösterir nitelikte; Ron'un satrançta iyi olması gibi. Bu ve bu gibi küçük ayrıntılar romanı zevkle okunur kılan etmenler.
Şimdi serinin ikinci kitabına başlamak için sabırsızlanıyorum doğrusu.
Puanlama:
Orijinal ismi: Harry Potter and the Philisopher's Stone
Yazar: J.K. Rowling
Çeviren:Ülkü Tamer
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Kapak tasarımı: Mary GrandPré
Tür: Fantastik
Seri: İlk kitap
Sayfa sayısı: 353
Arka kapak yazısı: Harry Potter sıradan bir çocuk olduğunu sanırken, bir baykuşun getirdiği mektuplarla hayatı değişir: Başvurmadığı halde Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'na kabul edilmiştir. Burada birbirinden ilginç dersler alır, iki arkadaşıyla birlikte maceradan maceraya koşar. Yaşayarak öğrendikleri sayesinde küçük yaşta becerikli bir büyücü olup çıkar.
J. K. Rowling'in zengin düşgücü, onu bebeğiyle yalnız yaşayan sıradan bir anneden, kitapları dünyada 100 milyondan fazla satan, 40'tan fazla dile çevrilen parlak bir yazara dönüştürdü. Kitapların artık "sanal" ortamda okunmaya başladığı bir çağda, Harry Potter genç kuşağı "gerçek" bir kitabın sayfaları arasında yepyeni bir dünyayı keşfetmenin heyecanıyla tanıştırdı.Harry Potter ve Felsefe Taşı'nın sinemaya uyarlanması bu heyecanı daha da artırdı.
Harry Potter'ın baş döndürücü "büyülü" dünyasına adım atmadan önce kemerlerinizi bağlayın!
Kapak Tasarımı: Bir kitap alırken en ilgi çekici yanlardan biri ona elimizi uzatmamızı sağlayan kapak tasarımıdır. Bu nedenle eleştirilerimi yaparken kapak tasarımlarından da bahsetmenin doğru olduğunu düşünüyorum. Harry Potter ve Felsefe Taşı'na gelince, ben kitaplarda daha çok kendine özgü bir çizgiye sahip tasarımcıların çizimleriyle renklendirilmiş kapakları seviyorum. Fotografik kapaklar günümüzde birçok kitapta daha fazla tercih ediliyor olsa da çizgilerle renklendirilmiş kitaplar benim açımdan daha ilgi çekici; özellikle de Fantastik türdeki kitaplarda. Harry Potter ve Felsefe Taşı'nın da işte böyle kendine has bir kapak tasarımı var, oldum olası bu klasik çizimler hoşuma gitmiştir. Doğrusu dört dörtlük bir tasarıma sahip olduğunu düşünüyorum. Aslında Harry Potter Serisi farklı kapaklarda da piyasaya sürülmüş durumda ama ben ülkemizde de piyasaya sürülen yukarıda resmi bulunan kitaba sahibim ve yorumumu tamamen onun üzerinden yapıyorum.
Yorumum: Harry Potter Serisi'nin ilk kitabı ülkemizde ilk çıktığı zamanda bu kitabı edinmiş bir solukta okumuştum ve sabırsızlıkla diğer kitapların çıkmasını beklemiştim. Daha sonra ikinci ve üçüncü kitapları da edindim ve bir solukta okudum ancak daha sonra devamını getiremedim. Şimdi Harry Potter hayranları nasıl olur diyecek, doğrusu hak veriyorum çünkü benim sonunu getirememem kesinlikle beğenmeme gibi bir nedenden değil daha çok araya giren başka kitaplar, daha sonra okurum, zaman çok gibi ertelemeler ve biraz da tembelliğim yüzünden oldu. İşte bu nedenle dünya Harry Potter fırtınası ile kasıp kavrulurken ben öyle uzaktan bakar oldum ve anca aklım başıma geldi; dur bi dakka dedim kendi kendime bu seriye tekrar başlayacaksın Güngör ve bu sefer sonunu getireceksin! İşte böyle, 1 hafta önce kitapçıya gittim, kitapları aldım(çünkü eskiler elimde değil) ve yeniden ilk kitabı okumaya başladım ve bugün bitirdim.
Harry Potter ve Felsefe Taşı dil olarak gayet sürükleyici ve hafif, aslında bir oturuşta okuyabiliyorsunuz, isterseniz 2 günde bile kitabı bitirebilirsiniz. Hikaye öyle güzel bir dille aktarılıyor ki okurken zaman kavramını yitiriyorsunuz, kafanızın içinde oluşan dünyadan başka hiçbir şeyi görmüyorsunuz. Benim için bir roman okurken en önemli şeylerden biri işte bu; zihnimde okuduğum dünyayı canlandırabilmek. Harry Potter'da bunu yapabilmek çok kolay, işte bu yüzden filmlerinden de hep uzak durdum, en korktuğum şeylerden biri de zihnimde canlandırdığım o dünyanın birdenbire yıkılıvermesi, bu gerçekten çok üzer beni.
Karakterlere gelecek olursak, ilk kitap bize karakterler hakkında kesin yargılarda bulunmamıza olanak tanıyor, iyi ve kötünün devamlı sorgulandığı romanda karakterleri de buna göre ayırmaya başlıyoruz. Sanırım bu açıdan benim gibi birçok kişiyi de yanıltan en önemli karakter Snape olmuştur=) İşte tam burada kitabın sonunda Quirrell'in sözleri geliyor aklıma, "İyiyle kötü diye birşey yoktur, güç vardır sadece..." Bana Star Wars'u hatırlatan bu cümle çok hoşuma gidiyor, gerçekten üzerinde düşünülmeli iyi ve kötü kesin çizgilerle ayrılabilir mi diye=)
Quirrell demişken, aslında kitabın başından beri onda birşeyler olduğu belli ama Snape yanıltmacası onun tabii ki Voldemort'la olan bağlantısını anlayabilmemizi engelliyor. Snape bütün şüpheleri üstünde topladığından, Quirrell titrek, korkak bir profesör olmaktan öteye gidemiyor. Yine de o sarıktan ne çıkacağı büyük bir merak konusuydu benim için=))
Harry'nin arkadaşları Ron ve Hermione iyi bir üçlü oluştururken, gelecek kitaplarda bu üçlü arasında birşeyler olma ihtimali üzerinde gidip gelmekteyim=) Tamam ben de spoiler mağduru olmamak için direnenlerdenim ama sanırım şu filmler yüzünden bir kaç kare gördüm, neyse bu yorumlar için daha çok erken=))
Malfoy'a gelince aslında onun ezik bir karakter olduğunu düşünüyorum, şöyle güçlü bir tarafını görmedik hikaye boyunca ancak ben gelecek kitaplarda onunla ilgili daha önemli şeyler olabileceği ihtimaline eğırlık veriyorum. Bu açıdan kitabın başında ve sonunda sesini duyduğumuz Ginny de büyük bir merak konusu benim için =))
Romanın en hoşuma giden kısmı gerilimin iyi ayarlanmış olmasıydı, örneğin ifrit binaya girdiği zaman Harry, Ron ve Hermione gibi açıkçası benim de yüreğim ağzımdaydı=)) Bir de en önemlisi geçmişte olanlarla gelecekte olacaklar arasındaki bağlantının iyi kurulmuş olması yazarın zekâsını gösterir nitelikte; Ron'un satrançta iyi olması gibi. Bu ve bu gibi küçük ayrıntılar romanı zevkle okunur kılan etmenler.
Şimdi serinin ikinci kitabına başlamak için sabırsızlanıyorum doğrusu.
Puanlama:
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









