
"Pek alelade hiç bir hususiyeti olmayan, her gün etrafımızda yüzlercesini
görüp de bakmadan geçtiğimiz insanlardan biriydi. Hayatının bildiğimiz
ve bilmediğimiz taraflarında insana merak verecek bir cihet olmadığı
muhakkaktı. Böyle kimseleri gördüğümüz zaman çok kere kendi kendimize
sorarız: "Acaba bunlar neden yaşıyorlar? Yaşamakta ne buluyorlar? Hangi
mantık hangi hikmet bunların yeryüzünde dolaşıp nefes almalarını
emrediyor?" Fakat bunu düşünürken yalnız o adamların dışlarına bakarız;
onların da birer kafaları, bunun içinde, isteseler de istemeseler de
işlemeye mahkum birer dimağları bulunduğunu, bunun neticesi olarak
kendilerine göre bir iç alemleri olacağını hiç aklımıza getirmeyiz. Bu
alemin tezahürlerini dışarı vermediklerine bakıp onların manen
yaşamadıklarına hükmedecek yerde, en basit bir beşer tecessüsü ile, bu
meçhul alemi merak etsek, belki hiç ummadığımız şeyler görmemiz
beklemediğimiz zenginliklerle karşılaşmamız mümkün olur. Fakat insanlar
nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri
araştırmayı tercih ediyorlar. Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen
bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu
hiç bilinmeyen bir kuyuya inme cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan
daha kolaydır."
Dün gece bitirdim kitabı. Bir saat ağladım, başlarken de ağlamıştım bitirirken de ağladım. Pek az kitap insanın ruhuna bu kadar dokunur, onu sarsar, derin bir iz bırakır. Unutamayacağım bir kitap yazmış Sabahattin Ali, aynı zamanda bir daha elime almaya cesaret edemeyeceğim bir kitap.